Evvel zaman içinde kalbur saman içinde reklamcı Emre Yetkin varmış. Uzun ağaçların göğü kapattığı kalabalık ve kasvetli ormanda, başında ona emreden ormanın kralı patronları ile yaşarmış. Her gün hedef, stres, baskı, her gün toplantı derken giderek büyüyen dertleri ve kurtulmak için bahaneleri olmuş bu hayatta. Artık bu ormandan çok sıkılmış ve terk etme hayalleri kurmuş. Ama kolay değil orman büyük. 
Önce çalıştığı yerden ayrılmak için yola çıkmış. Çıktığı bu yolda elinde makinesi fotoğraf çekmeye başlamış. Yürüdükçe farklı diyarlar görmüş, farklı insanlar tanımış, daha çok fotoğraf  çekmiş daha çok etkilenmiş bu dünyadan. Farklı hisler farklı duygulara tutunmaya başlamış. Fotoğraf çektikçe hayatı renklenmeye çevresi güzelleşmeye devam etmiş. Güneşle birlikte aradan sıyrılan o ışığın peşine düşmüş ve bir gün bu kasvetli ormanın sonuna gelmiş. Bunu başaranlar olduğunu biliyor ama ceraset edemiyormuş. Aslında kocaman bir uçurumdan kendini dereye belki de derya denize bırakmalıymış. 
Sonunda bu sistemden kaçmak için sonu belli olmayan bu boşluğa uzanı vermiş. Dereler, yollar, yeni yerler. Az gitmiş uz gitmiş dere tepe düz gitmiş ve sonunu hiç bilmediği bir yere gelmiş. Eline bir boya almış ve etrafını boyamaya başlamış. Önce gelişi güzel boyamış, sonra hayal etmiş boyamış, daha sonra karar vermiş boyamış.. 
Derken kendini o kadar kaptırmış ki önce dünyasını sonra insanların çevrelerini boyayıp onların da hayatlarını renklendirmeye baslamış Emre. Aslında bu masalın bir sonu yok. Masal hala bitmedi. Yazılmaya devam ediyor. Ve bu masaldaki küçük Emre elinde renkleriyle hala bu dünyayı biraz daha renkli biraz daha mutlu kılmak için boya dökmeye devam ediyor.
Emre Yetkin